Takip ettiği karanlık yolda son sürat, göz kırpmadan ilerliyordu. Doğru yolda olduğuna yüzde yüz emin değildi ama kesinlikle yanlış izi sürmüyordu. Alakasız anıları onu bir an yanıltsa bile buluşma noktasına en fazla bir kavşak geç kalacak, yine de tam beklendiği dakikalarda orada olacaktı. Hiç tanımadığı bu kurak tarlaların arasında yalnız olmak onu tek bir saniye bile korkutmadı. İstenmeyen misafir kontenjanına gönüllü olarak katılan bir karakteri vardı. Sıradan bir gün olsa yol aldığı bu hızın keyfini bile çıkarabilirdi, güçlü biriydi. Ama tam da bugün, karanlığın hakimiyeti iyiden iyiye ele geçirdiği şu dakikalarda, koca yalnızlığını kaldırabilecek takati kalmamıştı.
Kasabadaki gergin bekleyiş çok küçük bir hızla kalabalıklaşıyordu. Çiseleyen yağmurun altında kararlı kalmaya çalışan grup, neredeyse nefes bile almıyordu. Hava, görüşü zorlaştıracak kadar kararmış olsa da, ana yoldan uzanan far ışıkları kasaba halkının yüzünü aydınlatmaya devam ediyordu. Bütün kasabalı aynı yöne kilitlenmiş, bakışlarını ana yolun kasaba kavşağına çivilemişlerdi. Kavşağı umursamadan arkasında bırakan araç, koca ve parlak farlarıyla bir kamyon olduğunda, kasabalının yüzündeki telaş -ve bir kısmının yanaklarından süzülen yaşlar- rahatlıkla görülebiliyordu. Dağınık bir şekilde önlü arkalı bekleyen ehl-i kubur bu ortaklığı fark etmedi.
Motosiklet karanlığın yalnızca kendine yetecek kadar kısmını aydınlatarak ilerliyordu. Karbüratörden gelen türlü gürültüler dev motosikletin sıkı bir tamire ihtiyaç duyduğunu dile getirse de, şu an için bu feryadı umursayacak tek bir Allah’ın kulu yoktu. Motosiklet bölgenin tek motor tamircisinin 400 metre doğusundan geçmekteydi ama sürücü bunu fark etmedi. Yaşlı köpeği ile ne zamandır iyi bir ziyafet çekmediğini düşünen usta, 400 metreden fazla mesafede yaşananlarla ilgilenmeyi 40 sene önce bırakmış, nispeten tenha sayılabilecek bu kısır topraklara yerleşmişti.
Şimdi kalabalık, on beş senelik asfalt yolun üzerinde, öleceği kesinleşmiş bir grup ne kadar başarabilirse o kadar yaşayabiliyordu. Eski bir mezarlığın üzerine atılmış olan asfalt, kasabanın mazide kalmış zenginliğinin neyin üzerinde yükseldiğini anlatıyordu. Asfaltın altında sıkışmış ölüm kokusu, toprağın üzerinde hâlâ nefes almakta olan fanilerin korkusuyla birleşmişti. Tüm kalabalık sürücünün köye varmasını bekliyordu. Beklemek yorucuydu ama yapabilecek hiçbir şey yoktu.
Yolun ayrı yakalarında kıpırdamadan birbirlerini tartmakta olan iki vaşak, motosikletin aralarına girmesi ile bir an irkildi. Bir süredir sürmekte olan bu soğuk savaş, yüzü batıya dönük olanın şoku birkaç saniye atlatamaması ile son bulacaktı. Rakibinin dikkat dağınıklığından yararlanan soğuk kanlı katil, hasmını tam da ismine yaraşırcasına öldürdü. Kendi elleriyle dökeceği kana yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta olan sürücü, bu kusursuz ve vahşi cinayeti de fark edemedi.

After Hours (1985)
Kalabalığın içerisinden biri, yolu biraz daha net görebilmek için öne doğru iki cesur adım attı. Yüzünden okunan emareler -komşularının aksine- heyecanlı olduğuna işaret ediyor gibiydi. Kıyameti kendi elleriyle çağırmış biri ne kadar telaşlanabilirse o da o kadar telaş duyuyordu. Pandoranın kutusunu açmıştı. Renksiz bir hediye paketi içerisinde kasabalıya sunduğu belayı, yüksek aristokrasiye yaraşır bir tragedyaya çevirmişti. 10 gün önce cereyan etmiş olan kasabanın en büyük ve en kolektif cinnetinin tek mağduru olmasına rağmen biraz da hepsi gibi kasabasına benzeyen bir insandı. Herkesle beraber kendi sonunu da getirmiş olma gerçeği bir an için keyfini kaçırdı. Gel gör ki intikam duygusu o kadar ağır basıyordu ki egosunu hiç olmadığı kadar kontrol altına almıştı. Ne olursa olsun bu artık bir kan davasıydı ve intikamının alınacağına emin olmak istiyordu. Ölümden kıl payıyla kurtulalı daha 10 gün olmuştu ama sahip olduğu intikam gayesi, şu an için kasabadaki en büyük yaşama motivasyonu olarak görülebilirdi. Kasabalıdan çaldığı paralarla verdiği sipariş kiralık katile ulaşmış, teslim anı yaklaştıkça kendisi de gitgide sabırsızlanmıştı.
Sürücünün tek düşündüğü şey kendisini arayan kişinin söyledikleriydi. Hayatı boyunca ağzına tek bir şarkı bile takılmamıştı ama şimdi telefondaki sesi aklından çıkaramıyordu. Duyduğu cümleleri kelimesi kelimesine tekrar etmek istedi ama bazı kısımları -önemli olduklarına emin olsa bile- anımsayamadı. Aklında kalan tek şey yardım çağıran çekici sayılabilecek bir ses, cebinde kalan kapısına bırakılan yüklü bir miktar paraydı. Gizemli sesin sahibinin şu an nerede olduğunu merak etti. Emindi ki kasabadaki işi bitince bu esrarengiz sesin sahibi saklandığı yerden hemen ortaya çıkıverecek ve kendisi onu görür görmez tanıyacaktı. Arkalarında alev alev yanan bir geçmişi terk edecek, uzun ve hiç tatmadıkları hazlarla dolu sakin bir yolculuğa çıkacaklardı.

After Hours (1985)
Elindeki telefona baktı, son arananların ilk satırında hâlâ motosiklet sürücüsü vardı. İlkel ve yabani bulduğu bu kalabalık içerisinde konuşacak hiç kimsesi kalmamış gibi hissediyordu. Belki hâlâ biraz gücü kalmış olsa bu kan revandan kendini sıyırabilirdi ama artık vazgeçmişti. Zayıf hayal gücü ve erdemsiz sayılabilecek iyi karakteriyle bir başına, gözünde bile canlandıramayacağı bir kötülükle karşılaşmıştı. Ne kasabalının sergilediği vahşiliği unutabilecek gibiydi, ne de yeni bir hayat kuracak gücü kalmıştı. Üstelik hayatta kalması onu takip eden yeni düşmanlar yaratacak, aniden hayranlıkla aklına dolan ve aynı zamanda kasabaya hızla yaklaşan intikam meleğini de bitmek bilmeyecek bir kaçışa sürüklüyecekti. Atılacak tek kurşunu vardı, intikamını ve sonunu bu atışa sıkıştıracaktı.
Sürücü, motosiklet üzerinde özgür ama sevgisiz bir hayat geçirmişti. Kötü anılar insanı bir parmak şıklatmasıyla yeniden yakalayabiliyordu, o da mazinin yükünden öylece sıyrılamadı. Rahatlamaya çalıştı, motosikletin selesine biraz daha yayıldı ve gidonun üzerindeki eli yavru bir kedi tutuyormuş gibi gevşedi. Sonu ne olursa olsun bu gizemli kavuşma yaşanacaktı. Hayatında belki de ilk kez ulvi bir amaç edinmişti ve bu görevi başarıyla yerine getirmek istiyordu. Kasabalı ektiğini biçmeli, intikam söz verildiği gibi alınmalıydı. Kasabadaki işi bittiğinde belki de ortalık yarı turistik bir kan gölüne dönecekti. Özlemini duyduğu doğanın tam da kalbinde, unutulmuş yemyeşil bir gölün çevresinde huzurla büyüyen çocuklar hayal etti ama ne yazık ki aklına bu tatlı hikâyeyi devam ettirebilecek başka klişeler gelmedi. Bir umudu büyütmek, çoğunlukla bir çocuğu büyütmekten çok daha zordu.
Kapı aralıkları karartılara, sanrılar tarifsiz sancılara dönüştü kasabada. Belki bir savaş taktiği olarak belki de tamamen beceriksizlikten dört saat önce başlayan elektrik kesintisi hâlâ giderilememişti. Karartma ortalığın havasını değiştirmişti. Kıyametin mübaşiri elinde telefonuyla, kendini Nazi bombardımanından saklanan ve iyi bir haber bekleyen karamış Londra gibi hayal etti. Gel gör ki Londra’dan farklı olarak bir sığınak ihtiyacı, burada hiç kimsenin aklına gelmemişti.
Vites pedalı tarafındaki pantolon cebinde taşıdığı bir tomar para, motosikletin sert virajlara girmesini biraz zorlaştırıyordu fakat sürücü bunu umursamadı. Kapısına bırakılan paranın miktarını ve kaynağını sorgulamamıştı. Çağrıyı almış ve şimdi yalnızca hedefine kilitlenmişti. Motosikletin üzerindeki koca vücudu, farklı düşünceleri yanında taşıyacak bir yer bırakmamıştı.
Kasabaya yan köylerden mezarcılar gelmiş, mezarlık piyasasında büyük bir hareketlilik başlamıştı. Durgunluktan ötürü uzun süredir yükseklerde seyreden fiyatlar da nihayet kırılmış, kalabalığa cazip teklifler sunulmaktaydı. Komşu kasabadan ticari zekasıyla nam salmış bir tüccar, fırsatı her zamanki gibi erken fark etmiş, iki kişi getirene üçüncü kişi ücretsiz kampanyası başlatmıştı. Kasaba nüfusunun tamamı ölse -ki öyle olacağa benziyordu- tam yedi kişi bedavaya gömülebilirdi! Lakin bu dev fırsata rağmen kimsenin cebinde bu miktarı ödeyebilecek para kalmamıştı. Kasabanın tüm zenginliği bir gecede kaybolmuş, elde avuçtakiler de yalnızca 1-2 gün içerisinde buhar olup uçmuştu. Kasabalı asla tahmin edemeyecek olsa da, kısa bir süre önce aniden kaybettikleri paraları, bir motosiklet sürücüsünün tozlu cebinde kuruşu kuruşuna kendilerine doğru geri dönüyordu. Hem bu önemli gelişmeyi fark edemeyecekleri hem de artık bu paradan bir hayır bekleyemeyecekleri açıktı. Tek umutları ölmemeye çalışmaktı.
Karanlığı yararak motora yol açan ince ön lastik, detayları öğrenmenin artık imkânsız olduğu başka bir savaştan kalma bir hayvan cesedine çarparak yerden yükseldi. Ölümle defalarca kez yüz yüze gelmiş ve bugüne kadar -ölümü bile- görmezden gelmeyi başarabilmişti. Kendisinden beklendiği gibi yine ustaca bir manevrayla motosikleti yere indirmeyi başardı ancak aniden karşısında beliren bir çift koca ve parlak far ışığının üzerinden geçmesinin önüne geçemedi. Ana yoldan çıkabileceği ilk kavşağı kaçıralı daha dakikalar bile olmamıştı.
Uzun bir süredir ayakta bekleyen ve zengin günlerden kalma silahını bir saniye olsun elinden bırakmayan muhtar, bir süredir ağzında tuttuğu salyayı yere tükürdü. Dudaklarını hafifçe araladı ve bakış yönünü çevirmeden yanında dikilen sıska komşusuna içini döktü:
“Hepimiz öleceğiz komşum… Hepimiz öleceğiz.” Az konuşmayı severdi ve bugüne kadar hiç yanılmadığı gibi yine haklıydı.
Ne de olsa insan kıyameti bir kez arayınca, kıyamet onu bir şekilde buluyordu.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.