Zaman zaman değişiklik şart. Şöyle hissederim ki yenilenme olmazsa, ilgi de azalarak biter.
Geçtiğimiz senelerde yaşadığım müzikal depresyonlarımı takip ettim ve fark ettim ki acı da olsa her şeyin bir sonu var. Bazı şarkılar hatırlarım, arka arkaya sayısız kez dinliyordum ben onları, hatırlıyorum. Kulağıma tınlamıyorsa, ağzım mırıldanıyordu mutlaka.
Haz uçucu ve mutluluk da geçici bir şey. Bunu özümsemediğimizde, bunalımlarımızı anlayamaz, kendimizi hep eksik hissederiz.
O güzel şarkıları en son ne zaman övdüm hatırlamam bile. Hakkında tatlı laflar edemediğin bir şeyin seni mutlu etmesini beklemek de, ne bileyim… Artık içinizden övmek gelmeyen şeylerle dolu hayatlarımız. Biraz temizliğe ne dersiniz?
Yeniye geçmek biraz sancılı, biraz da emek rica ediyor ama ardından gelen his şahane, değil mi? Yeni olana kendindeki yeniyi anlatmak eşsiz… Karşılaştırma yok, tatsız anılar yok. Sadece keşfediş ve taze duygular var. İyiyi bulmaya dair bir umut var. Değişim yavaştır ve diğerleri tarafından kabullenilmesi zaman alır. Yeninin enerjisi ise harekete geçiricidir, eskileri arkada bırakma şansı verir ama kırılgandır. Geçmişin yükünü taşıyamaz ama seni bulutlara çıkarabilir.
En yakınızdaki şeyler size canlı olduğunuzu hissettiriyor mu?
Yeni kendimi ararken karşıma çıkanlar bana çok şey kattı. Yalnız kalın, dışınızdan düşünün, tek başınıza sesli gülün ve herkes odağına kendi yolunu koysun. Anlamak da anlaşmak da biraz kolay olsun.
Bahsetmek üzücü ama saçların azalacak, yüzüne yeni kırışıklıklar eklenecek ve artık yapamayacağını fark ettiğin şeyler listesi uzayacak. Ama sakin, iyi haberim de var. Tüm bunlar yaşanırken sen içmeye devam edeceksin.
Sarhoş olmadığın ender anlardan birinde, ölümlü olduğunu kemiklerinde hissettiğinde, kabul etmek zorunda kalacak ve değişeceksin. Bir tanrımsı olmadığını anlayacak ve olanlara karşı boynunu biraz eğeceksin. Artık tarihin değiştiricisi gibi hissetmiyorsundur, zamanın ruhuna ayak uydurmak daha mantıklı geliyordur şimdi.
Ölümlü olduğunu hissedince ve zaman artık tükenen bir şeye dönüşmüşse, hayattan beklemek yetersizdir bundan böyle. Tespit etmek, karar vermek, yol almak lazımdır şimdi. Personalar hayalperest gibi kurulmaz artık, kimse kişiliğini idea’larıyla sunmaz diğer gözlere. Hayaller de biraz çocukca gelmeye başlamıştır. İçinizdeki çocuğu bugün elinizdeki bira ile boğun. Arada kalmak kimseyi yaşatmaz.
Bedeni taşımak zorlaşırken kafayı taşımak git gide kolaylaşır. Hem silüetimiz hem de sınırlarımız olan asla’larımız yumuşar. Arkasına saklandığımız pelerin kalkınca, neyin biz neyin özendiğimiz olduğu belirginleşir.
Her şeyi tek tek tartmak lüzumsuzdur şimdi, teraziyi rafa kaldırma zamanıdır. Yargıç rolünü bıraktığında sırtındaki cübbenin ve elindeki kılıcın ağarlığından da azat olursun. Süper kahraman kostümü çıkıp normal insan gözlüğü takılınca, hayatın gerçek tadı ortaya çıkar. Spoiler uyarısı, hayat çok da tatlı değil.
Kuşkusu olan da arada kalmasın, kaçsın evine. Götü kapıya en yakın olan artık biraz da dışarıda sayılır. Keyfi hâlâ yerinde olan da otursun, biraz daha içeriz, dertleşiriz, azıcık daha anlatacağım.
Bisikletler kurduğumuz bütün sistemi yavaş yavaş yok ediyor. Sağ şeritleri, toplu taşıma araçlarımızı ve hatta ölümümüzü yavaş yavaş yavaşlattıkları gibi.
Buradan herkese açık bir çağrı yapacağım, gidin ve kendinize bir araba alın. Araba almak öyle kötü bir şey değildir, hatta biraz aktivizimdir, kendini keşfetmektir. Öfkenizi nasıl kontrol altına alacağınızı öğretir ve sizi uzakdoğu savunma sporları öğrenmek konusunda teşfik eder. Üstelik bunun için aylarca Hindistan’a doğru pedal çevirmenize de gerek yoktur. Araba pedalı ile bisiklet pedalı arasındaki en büyük fark nedir biliyor musunuz? Birini kullandığınızda -tüm diğer icatlarımız gibi- işimiz kendiliğinden hâllolur ve sıkı durun… Evet, kolayca ilerlemeye başlarsınız, hem de terlemeden!
Daha önemlisi toplum için faydalıdır. Arabanıza yaptırdığınız sigorta, toplumun garantörü olan sigorta şirketlerini geliştirir. Sigortacılığın gelişmesine yatırım yapmış olursunuz. Sigortacılığı hâlâ önemsiz bulan var mı aranızda? Kaybettiğin şeyleri hatırla ve yeniden düşün. Sigortalara çok para verirseniz, sigorta şirketleri sizden 3-5 kuruş tırlaklamak uğraşından çıkar, yüksek sermayeleri ile finans yatırımı yapmaya başlarlar ve böylece bir gün, başımıza bir şey geldiğinde, bize vaad ettikleri paraları ödeyebilirler.
Artık üzerinizdeki şu cimriliği atın. Bu cimrilikle insan ölemez bile. Otoyola, köprüye biraz para ödeyin artık. Geçmediğinizde zaten ödüyorsunuz, üzerine biraz daha koyun efil efil geçin köprülerden. Yoksa kim ödüyor? Ben tabii ki. Bir insanın üzerine bu kadar gelmeye kimsenin hakkı yok. Gelecekseniz de arabayla gelin.
Buradan çıkışta hemen gidin, bir araba alın ve burada aldığınız alkolle çevirmeye yakalanın. Bir ülkenin vergilerden hemen sonraki en büyük gelir kaynağıdır cezalardır. Ceza yediğine hâlâ şaşıran biri var mı çevrenizde, asla yok. Neden? Birincisi araba kullanmayı hiç bilmiyoruz, ikincisi azıcık nakite sıkışmıştır ülke, ne var yani, herkesin başına gelebilir. Bu ülkeyi galiba acilen sigortalatmak lazım.
Petrol dünyanın hâlâ en büyük sorunlarından biri, aşamıyoruz bir türlü. Ve bilin neden aşamıyoruz bu sorunu… Çünkü bisiklet kullanan benciller var aramızda. Petrol sorunu bitmiyor çünkü petrol bir türlü bitmiyor. Artık anlamalıyız ki konu teknolojik gelişim falan değil. Götüm götüm bitirmeye çalışıyorlar petrolü. Buzdolabındaki reçel kavanozu gibi düşüneceğiz bu sorunu. Kavanozu artık temizlemek ve kaldırmak mı istiyoruz? O zaman o reçelin bitmesi lazım. Elimizi taşın altına koyma vakti geldi. Bunu geleceğimiz için yapmalıyız.
Motosiklet kullanan var mı aramızda? İyi başlangıç ama daha çok çalışmanız lazım.
Hey bisikletliler. Ben her gün biraz daha kanser olurken sizin güzel bacaklarla ortalıklarda gezmeniz beni çok yoruyor. Bisiklet sürmek yorucu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, asıl zorluk taş bedenlilerle aynı ortamlarda takılmaktır. Trafikte sıkışmış arabamda herkes gibi Instagtram’a giriyorum ve o vücutlar beni oldukça yoruyor.
Bir de “Ben yürüyorum ya…”cılar var. Onların buraya gelmeden, kapının önünde ucuz bira atıp girenler olduğuna yemin edebilirim. Kim gelmeden bira içti? Yürüyerek geldiniz değil mi? İnsanlığın katilisiniz. Tebrikler.
Bahsetmeden yapamadığımız şeyler var hayatta, değil mi? Söylemeden asla geçemediğimiz konular… Mesela dün gece diye başlayan hikâyeler var. Var ya… Dün gece… Dün gece var ya… Dün gece acayip iyiydi!
İyiydi, biliyorum, çünkü sordum… Evet evet, direkt sordum nasıldı diye. Onay almasam rahat edemeyecek gibiydim. Dedi ki, iyiydi ya… Hmm, iyi. Bir ara bir ses dikkatimi dağıtır gibi oldu dedi ama bu cevap benimle ilgili değildi. Deneyiminizden ne kadar memnun kaldınız diye sordum, 1 çok kötü, 5 çok iyi.
İyiydi dedi ama iyi neydi ki? Neyin iyi olduğu da inanılmaz hızlı değişiyordu zaten. Bağzı çocuklar vardı mesela, iyi çocuklardı… Ama öldüler… Başka çocuklar da var, ok atmada ve sıfırlamada iyiler. Ne sıfırlamamış mı? Kötü çocuk. Damat var çok iyi, değil mi? Aslan damat. O da kötü mü oldu sonra? Tam bilemiyoruz. Dedenin iyi olduğuna dair yaygın bir kanı var, en azından şu an için.
Sıcak bir yaz ayıydı, ben de evde erimiş, acaba iyi bir insan mıyım diye düşünüyordum. İçinizde bir şeyler keşfetmeye çalışıyorsanız, kendinizi mutlaka bir başkası gibi görmeniz gerekiyor. Bu çocuk diyebilirsiniz kendinize, bu çocuk iyi biri mi? Salonda oturmuş, kendimi bir çocuk gibi gözlemliyordum, dışarıdan yardım çığlıkları duydum… Sonrasında, akşam da devam etti çağrışlar. Gece de 1-2 kez duydum sanırım… Ertesi gün falan derken 2 gün geçti. Evet, 2 gün yardım etmedim, çünkü yardım talep edilen dili iyi bilmiyordum, anlamamıştım. Konuyu çözdüğümde biraz şaşırdım ama bir şey de yapmadım. Hâlâ hayattaydı. 1-2 kez daha duydum, sonra öldü sanırım. Ya da yardıma ihtiyacı olmadığını anlamıştır belki. İşe yaramadığını belki de. Kendimi karşıdan gözlemlemeye devam ettim… Nasıldı diye sordu. Bence iyiydi dedim.
Başka bir gün kapı çaldı ve az tanıdığım komşum, daha da az bildiğim başka bir dilde internet şifremi istedi. Başınıza geldi mi? Kendinizi rahatsız hissettiğiniz bir şifre talebi aldınız mı hiç? Ne yaptınız? Ya, hiç bilmiyorum ki ne için lazım? Söyleyemiyorsun da ne kadar kullanacaksın, ne yapacaksın. Zaten karantina var… Ooo. Karantinada interneti olmayanlar da var… Canlı yayınsız, kişisel gelişimsiz ve pornusuz bir karantina. Beterin beteri var.
Şifreyi bir şekil vermedim -çok iyiyim değil mi?-, aradan iki gün geçti ve internet inanılmaz yavaşladı. Düşündüm, şifreyi vermiş olsaydım bütün suçu onlara atacaktım. Tepe çakramdan evrene negatif enerjiler saçacaktım, karantinada öğrendim bunları. Bundan sonraki hayatımda birine yardım etmek daha zor olacaktı mesela… Ama belki onlar da biraz daha az kavga ediyor olacaklardı. Paskalya’da inanılmaz güzel bir şarap hediye etmişlerdi. Aaa… Şarap çok iyiydi.
Tatil planlarını terörist eylem takvimine göre yapan biri var şu hayatta. Hatta yakın bir arkadaşım insan turnasolu olarak kullanmaya başlamıştı kendisini. Arkadaşlarını bu şahsa kızanlar ve hak verenler olarak ayırmıştı. Patlama veya silahlı saldırı fark etmez, bir yerlerde aşırı boktan bir şey olduğunda hemen oraya akıyor bu arkadaşımız. Mesela diyor ki, İstanbul’da patlayan bombadan sonra 300$’lık otelde 30$’a kaldım. Oooo, dolar. Hemen kıyaslamaları yapalım. Diyor ki 50 kişilik turu tek başıma yaptım, olan olmuş zaten. Yapabileceğim ne var ki? Çevrede güvenlik tam ve ortalık boş. Kendisine kızmadım… Dedim ki, bence iyiydin.
Alkolle çözdüğüm bazı sorunlarım var… Sizin de var ki hepimiz bu barda toplandık… Alkolle günü kurtarmaya çalışıyorsanız, bazı kronik sorunlarınız var demektir. İnsanlarla tanışmak daha kolay olsun. Oldu mu? Güzel. Çekincelerim de azalsın. Oh be rahatladım. Ya bunu anlatmak zor şimdi. Bir kadeh rakıya var mıyız? Ya çok isterim ama ben dans edemem ki… Bir daha düşün. Ben alkollü daha dikkatli araba kullanıyorum, yok artık… Ama kim gerçekten rahat, kim rahata aç hemen belli olur. Kendinden rahat hevesini almıştır. Sofraya tok oturmuştur. Beklentisi de, tükettiği içki de az olur. 2 birayla tüm yükünü atmaya çalışanı ne yapacağız? Çok iş var. İçkisiyle rahatlamaya çalışanın işi çok zor. Bazen oluyor, her gün içiyor insan. Uyanılan her günün zor olduğunu düşününce… Bayağı hayatın zor be senin. Ya da belki hayat aslında her gün de zor değildir. Sadece içmeyi seviyoruzdur.
Beni iş görüşmeleri içirir, sizi ne içiriyor? İş görüşmelerinden önce biraz alkol alıyorum ve şunu düşünüyorum: Bu iş dünyasının daha az stresli bir yer olması gerekiyor. Bir görüşme alt tarafı neden stresli geçsin ki, ne olacak yani. 2 ay sonra beraber içki içmeye gideceğiz. Sevdiğin pizzanın ne olduğunu partnerinden daha iyi bileceğim. İnternet siparişlerin geldiğinde bazen yerine imza atacağım. Ortak şişe şaraplara gireceğiz… Kadıköy’e çıkar gibi çıksam evden? Mülakatlar, afralar tafralar. Hâlbuki açık açık konuşabilsek çok daha iyi değil mi? Çok zaman geçireceğiz beraber, yavaş yavaş tanışmaya başlasak? Motivasyonunu nasıl sağlarsın diye soruyor. Ben de diyorum şahsen self-motivasyon… Kesinlikle öyle. Beni tanıyan herkes de hakkımda hep bunu söyler. Çok self-motivasyonludur Emrah. Desem ki motivasyonun kaynağı bu şehirde hep 2 bira. Şişeler açılırken dese ki bizde fazla mesai asla ödenmez. İnan 1 saat olsun fazla saati ödenmedi henüz. Ben desem ki iyisiniz, her gece mesai ve içmeceler değil mi? Tabii… Başvurmak için bu şirketi seçtim çünkü ilk sizin ilanınızı gördüm. Gelirken de internet sitenizde biraz dolandım. İnternet sitesi ziyaretçi istatistiklerine bakarsanız, bugün oraya girmiş o tek kullanıcı benim. Hangi sayfaları gezdiğimi falan da görebilirsiniz. Bence gerçek bir tanışma böyle olur… Yaşamak bu kadar zor olsun istemiyorum.
Kim ister?
Kim ister tabii de istememek de ne kadar garip. Var, işte orada. Hemen karşımızda duruyor ve biz diyoruz ki, ay ben istemem. Aa bu mikrofonun üzerinde saç var. Alın bunu. Hâlbuki biraz önce mikrofon Yavuz diye bir çocuğun ağzındaydı ve 2 biranın verdiği motivasyonla mikrofonun üzerine minik minik tükürükler de bıraktı. Ama ben bu mikrofonu istemem… Neden, çünkü üzerinde kıl gözüküyor. Tükürüğü görmüyorum ki. İstememek görüntümüzü çapsız şeylerden yalıtma çabası gibi. Görüntülerimiz… Görüntülerimizde güzel demlenmiş kahveler duruyor mesela. Oo güzel kahve gel, sen girebilirsin görüntüye. Orada bir kitap var ya, onun yanında dur. Hmm, Emrah mı oradaki? Yok anam. Sen şöyle genişten dön. Yeni telefon, oo çok yakıştı ha! Aa kedi istemem yalnız. Bu ne ya? Kedi mi var bu evde? Bu ne yaa istememesi, en ilginci. Bu ne ya, kediyle mi oturacağız bütün akşam? Siz de denemek ister misiniz? Abi bira ne ya, hamallık. Örümcek geçiyor önünden örümceğe tepkili. Alın şunu önümden. Fobim var benim. Fobim var diyor cool cool jestlerle. Entomofobi diyebiliyor, ağzı dönüyor. Korkmak asla böyle cool bir şey değil. Böyle bir Instagram furyası yaşandı mı? #BuNeYa. Kelimeler birleşik ilk harfler büyük. #BuNeYa bunlar buralara da gelmiş! Ağız büken smile. #BuNeYa burada mı kalacağız abi… #BuNeYa, tüm nefretler tek hashtag altında! Tek hashtag! Tek trend topic! Tek takip. Diyor ki ben örümcekten korkarım. Hâlbuki korkan insan asla öyle olmaz. Korkan insan, tüm canlılar gibi, inanılmaz salak görünür. Bar sandalyesinden mi korkuyorum acaba… Ha yok, sadece aptal görünüyormuşum. Korkan insan cümleye hınınıfı falan diye başlar. Kendini ifade etme yeteneği yok olur. Saçmalar. Eli kolu garip garip hareketler yapar. Bir arkadaşımla kan veriyorduk ve orada gördüm korkunun nasıl bir şey olduğunu. Atina’daydık. Arkadaşım bana korkarım demişti ama… Bu kadarı da… Önce Türkçe saçmaladı, anlaşılmayacağını fark edince İngilizce denedi. Az Yunancasıyla girişti, vücut dilinde bile denedi ki iyidi… Ve başardı. Çünkü korkmayan korkanı, rahat olan olmayanı hemen anlar.
Aaa güzel. Benim için ayrılmış bir bar taburesi. Oturmayı en sevdiğim şey… Ve aynı zamanda en aptal göründüğüm yer. Ama seven insan biraz da aptal görünür, değil mi? Nasılsınız? Yerinizden memnun musunuz? Ne kadar içtiniz? Sizinle daha önce tanıştık mı?
Korona süreci zor geçti, geçiyor. Siz de nasıl? Limitler zorlanıyor… Tüm bu olanlardan önce neler yapıyordum, onu da biraz unutmaya başladım sanki. Arada büyüdük, yaşlandık da biraz… Bir yandan insanın sürekli kendiyle olması gerçekten güzel bir deneyim. Derinlerden bir şeyler keşfettiriyor insana, size de olmuştur. Konu kendimiz olunca her keşif önemli tabii ama bazıları biraz daha ilginç oluyor… Hiç bilmeseydim daha iyiydi deriz ya bazen, çok tatsız…. Mesela keşfettim ki, ne zaman bir şeyle uğraşmak istemesem, suçu virüse atıyorum. Tamire götürülmesi gereken el süpürgesi mi var? Aklıma virüsle verdiğimiz mücadele geliyor. Pazara gitmek, iş toplantıları ve görüşmekten kaçındığım insanlar da bana hemen koronayı hatılartıyor. Haberler bile virüsü artık o kadar hatırlatmıyor, öyle kıyaslayabiliriz… Dünyada bu virüse bağlı kaç kişi öldü, bilen var mı? Peki en son ne zaman virüsü bahane edip tembellik yaptınız? Evet, ben de bundan bahsediyorum.
Kendimizle ilgili önemli keşiflerin, hayatımızın en sıkıcı anlarında yapılmasını sağlıklı bulmuyorum. Örneğin, tuvalete telefonsuz gittiğiniz oluyor mu? Deneyin, kendinize dair çok yeni şeyler keşfedeceksiniz… O yarı çıplaklık… Kirlilik ve fetiş uyarılmalar… İnsan sıkıntısı gerçekten keşiflere gebe ve çok sıkıldığım yine böyle bir anda, cinselliğime dair çok önemli bir keşifte bulundum. Bir seks hayatımın olmasını istiyordum… Yeni birileriyle tanışmasım ve bir süre düzenli seks yapasım vardı. İnsanın böyle şeyleri keşfettiği yer kesinlikle tuvalet olmamalı… Bir adım atar mıyım, yoksa karantinaya suç atmaya devam mı ederim, bilemiyorum. İşte virüs kapalı ortamlarda buluşuyor… Düzenli bir seksten bahsediyorsak, bir aşamada illa ki bir ev gerekecek. Emekli Subaylar Derneği’nin bahçesi de güzel ama bir yere kadar. Siz orada çaktırmadan bizi dinleyen olabilir misiniz? Karantina döneminde public seks artmıştır. Yaptınız mı? Virüs falan diyordum ama asıl engelim o değildi… Bir seks hayatımın olması istediğimi bunca senelik partnerime nasıl anlatacaktım? Ne diyeceğim ki, seks hayatımı tekrar aktifleştirmek istiyorum, hem de bunca sene sonra. Uzun süreli ilişkide birileri var mı burada? Açamazsın arkadaş böyle bir konu… Gel sevişelim desen o da olmaz. Zor. 1-2 bir şekil oluyor bazen ama partnerle düzenli seks gördüğüm kadarıyla çok zor. Siz yapıyor musunuz?
Bilmiyorum, siz partnerinizden başka biriyle sevişiyor musunuz? Böyle bir şey partnere nasıl anlatılır? Dizi falan izleniyor mesela, bir seks şakası geçtiğinde bile ortalıkta garip bir hava dolaşıyor. Sizde de oluyor mu? Tatminlik duygusu için aktif bir persona kurmamız gerektiğine inananlardanım. Çalışkanlık… Biraz cesaret… Şimdi ben dediğimde propaganda gibi duyuluyor ama podcast’lerde hiç öyle gelmiyor kulağa. Hadi gençler! İlk taşı en günahsız olanınız atsın… İncil’den, Kavgam’dan falan rastgele bir sayfa açın, böyle bir cümle ile mutlaka karşılaşırsınız. Güneş gibi parlamak istiyorsanız önce onun gibi yanmanız gerekir! Cümle Kavgam’dan, peki. Bilin ki ben Allah’ım… İncil… Teşekkürler Sayın Tanrı, kitabınızda bu konuyu çok iyi açıklamışsınız. Nutuk da chill’lemeye çok sıcak bakmıyor. Olsun. 10 yılda 15 milyon genç… Yok onu demeyeceğim… Aslında şakasını çok yapmamız gereken başka kitaplar da var… Türkiye’de çok referans verilen ama çook da az okunan… Gerçek İslam aslında benim galiba çünkü ben hariç her şeye gerçek İslam bu değil dediler…
Bu da benden gelsin: İlk orgazmı, klitorisi en ellenmemiş olan yaşasın.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.