hâller, alışmalar ve bırakmalar

Şiir

kızgınlığında şefkat göremiyorum, ne zaman kaybettim inancımı

bir nefes vardı bir yerlerde, gülmek için sakladığım

karanlık gece, bulamıyorum ne aradığımı

bıraksam mı artık, artık ne arıyorsam

bir şarkı ki bu hiç böyle duymamıştım, bir şey mi değişti

dün karanlık dediğim bugün biraz belirgin

insan ne zaman alışır içeri sızan ışığa

kısılıyor görüntü, nefesim mi daralan acaba

bedeli var, anlıyorum, aslında tamam ama

fakat bir günde vazgeçilmedi şefkati aramaktan

karanlık geçse, bulamıyorum ne aradığımı

yerlere saçılmış hatırlamak istediğim duygularım

BELKİ BİRAZ DURDU KAFAM

Şarkı Sözü, Şiir

Soğuk gece ateş başında
Açtı ağzını ilk defa

Dedi hayat sürgündür
Bir fıçı yok yaşamaya
Ben, yükümü attım, moladayım

İnsan kölenin kölesi
İçimizin ne az sesi
Yükümü attım, moladayım

Denizden bir rüzgâr esti
Cesaretlendi bizimki

Hayalimde öldüm bile
Ha bir ömür ha bir gece
Gördüğüm her şey benimdir

Hâlin vaktin tamam ama
Gölge etme yeter bana
Gördüğüm her şey benimdir

Kederine gülünce
Devam etmek kalır geriye

Bazen de hiç umursamam
Belki biraz durdu kafam
Ben, yükümü attım, moladayım

Hayat acımasız falan ama
Fakat ne yapsın ki babam
Yükümü attım, moladayım

Ateş harlandı, çıtırdadı
Her şey görünürde canlandı

Şu yıldızların altında
Ne az derim ne de fazla
Ölünce her şey küçülür

Soytarının neşesi
Kralının endişesi
Ölünce her şey küçülür

Kontrol Noktasında Unutulacaklar Listesi

Şiir

Nasıl olacak bilemedik ya ondan doğru dürüst Hoşça kal! bile diyemedim.
O kadar çok vedalaşan vardı
ve o kadar çok yarın görüşürüz deniliyordu ki
bir daha ne kadar görüşeceğimizi bile bilmiyorken
öylesine, her gün oluyormuş gibi ellerimizi ellerimizden çekip gittik.
Önce çok fark etmedim belki de. Bilemiyorum.
Ama sonraları gidişini hep hatırlattım kendime var olduğunu unutmayayım diye.
Şimdiden O kadar çok şey unutulmuş
ve acaba ne kadar çok şey unutla beklenilecek.

Sırf kokun çıkmasın diye her sabah topladığım yatağımın yanındaki, içindeki,
ardındaki, üstündeki, başındaki ve hatta ayak ucundaki dağınıklık…
Kokun gibi yok olup gidecek.

Bilinmez Köşe

Şiir

Sen o köşeyi yine döneceksin ama o köşe çok ıssız bir o kadar da korkutucu.
Benim için çok zor bir ihtimal, başkası olsa hayatta dolanmaz o köşeyi ölümle işi yoksa.
Rüzgâr bile esecekse kesen sokakta,
şöyle kafasını çevirip de öte yanına bakmaz o köşenin gözünü yumar da öyle eser.
Sokaktan kova kova yağmur suyu aksa bir damlası sonuna gelmez sokağın,
ya bir bahçeye kıvrılıverir ya da dipsiz bir rögara.
Kırk yılda bir bir araba geçer o da bin küfür,
tekerlekleri çamurun içerisinde bir kabus resmi bırakır da öyle gider.
Sen yine istiyorsan dön o köşeyi ama senin ağaçlar bile düşmandırlar orada.
Dallarını izinsiz kesmişler ya hepten düşürmüşler gölgelerini o lanet köşeye.
Kesilen dalların üzerinde yuvası olan kuşlar vardı ya sen aşağılardan keserdin gözlerinle.
Hah o kuşlar o köşeye tekrar ev yapacaklarına Afrika’ya göçtüler arkalarına bakmadan
Bir tek sen.
O çamurlu,
o prenses,
o havalı yürüyüşünle.
Bir tek sen karanlıkta insanın içini aydınlatan mırıltılı sesinle.
Bir tek sen uzamış tüylerin kapanmış gözlerin,
bir sen miyavlayarak dönersin o köşeyi.
Ağaçlara inat.
Bize, korkumuza inat,
sırtını yavaşça sürtüverirsin köşeye.
Ağaçlara patini atar törpülersin tırnaklarını kabuklarında.
Ben hafiften korkarak seslenirim sana
Yemek var sanırsın koşarsın.
Bense seni senden daha çok tanıyormuşçasına
Seni o köşeden almanın ne kadar önemli olduğunu düşünürüm.
Daha ciddi bulurum yemek yemenden.
İnsan değil miyim işte illa yapacağım şeyi büyütürüm.
Korkularımı büyüttüğüm gibi.

Git!miyor.

Şiir

Gitmeyeceği tutmuş.
Hayatımın en olmadık, en sevilmeyecek anında ortada durası gelmiş.
Uykuya doymuş bedenimde kanım bile yavaşlamış.
Radyolar daha da bir huysuzlaşmış sanki.
Kadınların sesleri kemanların seslerinden de ağır.
Dedim ya, gitmeyeceği tutmuş.
Biraz gezinesi biraz soluk alası gelmiş.
Ortalık dağınık
Onun da dağınıklıkta süzülesi gelmiş.
Kolumun mu üzerine oturmuş yoksa yatağa mı uzanmış…
Anlayamıyorum.
Kolumu kaldırıp yatağımı toplayamıyorum.
Huysuzca homurdanıp rahatsızlığımı belli ediyorum.
Sert hareketlerle küllüğümü boşaltıyorum.
Ne ayıp!
Gidecek gibi oluyor. Vazgeçiyor.
Gerçekten de gitmeyeceği tutmuş.
Sırtım adeta kamburlaştı.
Ayakta durmaya çalışmak acı veriyor.
Zaten her yerim ağrıyor.
Gökyüzü bir türlü aydınlanmıyor.
Güneş varsa bile benim camıma ulaşıp boynuma sarılmıyor.
Sonbahar gri taşlara yapışmış.
Günün hangi saatindeyiz belli olmuyor.
Saatler kaldırımlarda gizleniyor.
Benim acelem yok.
Zaten zamanın da gitmeyeceği tutmuş.
Bir türlü akşam da olmuyor.
Üst üste saatlere bakıyorum.
Hayat adeta akmıyor.
Sokak ıssız. Ben suskun.
Şöyle aklıma iyi bir şarkı gelse bari diyorum.
Radyo şiir okumaya karar veriyor.

Zaman kararlı hiçbir yere gitmiyor.

Uzay Boşluğu Kadar Sessiziz Onun İçin

Şiir

Çalışmayan sokak lambasının altından söylenerek geçiyorsun.
Çocuğun yine kendi gelmemiş,
şimdi eve senin önünde oyuna doyamamış, seke seke dönecek.
Yol boyunca yine pek de iyi bir çocuk olmadığını duyacak
ve yine eve gidene kadar senin söylediklerini duymamayı başarıp,
sokağa yeni gelmiş cılız sokak hayvanını fark edebilecek.
Sen kızgın olduğunu söyleyeceksin telaşlanmadığını saklayarak.
O üzülmediğini özür dilerken gizlemeye çalışacak.
Ben bahçemdeki asmaları yolmasalardı diye düşüneceğim dudaklarım düşük.
Sen komşuların şikayetlerinden bahsedeceksin.
O yeni komşunun uzaktan gördüğü çocuğunun yaşını düşünecek.
Ben eskiden kendimin de o üzüm asmasında oynadığımı.
Biz geçmişi yaşayacağız o geleceği.
Biz olmuşla ilgileneceğiz o yarın yapacaklarıyla.
Ve biz çocuğun arkasını toplayacağız.
Başka bir şans da bırakmayacak zaten bize.
Gel biz de bugünlerden bahsedelim.
Sokağımızda bu sene boy veren çam ağacından,
çocuğunun tatlılığından bahsedelim poğaçalarımızı yerken.
Hem zaten komşuluk da ölmemişken daha.

Hiç Bilmeyecekler

Şiir

Kravatlar takıldı şömine oldu eski ocaklar.
Nice şatolar ısındı eskiden simitlerinin piştiği odunlarınla.
Sen kaldırımın bekçisi simidin seyyar çığırtkanı…
Camekânlı yeni ahşap kaplamalı balkonlara ayak uyduramadığından beri,
beriki evlerin eski beyefendileri sana düşman oldular.
Geçmişlerine duydukları özlemlerinin Ayhan Işık sesli jönü sen değilmişsin gibi,
yenilediler balkonlarının ahşaplarını sen duyulma diye.
Şehir gürültüsü diye andılar seni arabalarında yolculuk ederken.
Televizyonlar senden bahsetti.
Salonlardaki kutunun camlarına çıkıp
Dün’darlar bugünü anlattılar elinde, evinde.
Senin de çevreni onlar sarmamışlar gibi
kirletiliyoruz dediler senin çevren kirli diye.
Simitlerin kokusunu martılar alamasın diye kapat camlarla dediler.
Kendileri sürükleyebilsinler diye martıları vapurlarla camekân binalarına.
Kaba buldular oralarda seni bir kaba su dökememekle
Hâlbuki en centilmenleri de sendin
Ne yalan söyleyeyim en iyi küfür eden de.