Bu sabah uyandım Üzerimde bir hava, dünden kalmış Çok darlanmış ama gitmemiş Uzandım geri sanki gün geçmemiş Geç gelinmiş, erken gitmiş Belki kalacaktı hiç sevmemiş
Yine yalnızlık koynumda Kafam dağılır belki, karıştım kalabalığa Gömleği çek, saçları tara Can dayanmaz bak bu patrona Her iş acil, önemli bak Dedi geç kalıyormuş mezara
Falling Down (1993)
Yine akşamın sekizi Günün çoğu tükenmiş, gerisine yok pilim Zar zor attım kendimi bara Normale dönmek ah kaç bira Kırık dökük hayatım bak Ama hâl yok ki hiç onarmaya
Son bir nefes, yatağa Uykularım günümden daha da kötü heyhat Koştum durmadan, bilmeden Umudum varmaktı düşmeden Hayat bir parça düşünden Uyanmaktan korkmak mı, ah neden
Ah burası kurtlar değil boklar sofrası Afıyet olsun doydun umarım Al götür beni, her yer dolu kariyer hedefleri Aklın yolu bir, zengin edelim şirketi
Bak burası, kurtlar değil boklar sofrası Cenazen kalkmadan, doyacaksın umarım Çek götür beni, her yer dolu kariyer hedefleri Devamı yarın, zengin edelim şirketi
Esiyor, gürlüyor, sabrın sonu hiç gelmiyor Farkında değil, kırıyor
Gelmiyor, gülmüyor, suçu neymiş hiç bilmiyor Herhâlde normal buluyor
Savaş hikâyelerini övdüm evimde saklanırken ve abartılı aşkları kutsadım tacizlerle büyüttüğüm cinselliğimle. Hatırlamam kaç beden serildi çıplak kudretimle ve nedir yani, uzanmaktan başka bir görev vermemişse İlah size. Yanacaksınız!
Çıkarlarımı benim kadar seveceksiniz diye kavga çıkardım durduk yere ve durduramadım kendimi siz biraz soluk istediğinizde, şaşırdınız mı? Yıktırır mıyım sandınız kurulu düzeni mi?
Hangi dış mihraktı acep benim olanı elimden çeken ve hangi kitaptı kutsal görevi benden başkasına veren. Hey! Burası benimdir. Giderken, yanınızdan o hainleri de eksik etmeyin.
İyi de, eyvah… Böyle böyle yalnız kalmaz mıyım ben? Demezler mi nedir aga, nasıl olacak hep sen, hep sen. Bencilliğimle tanındım, kavgalarımla ve zorbalıkla. Herkes ağlarkenki kibrim, her şey ölürkenki sessizliğimle… Ya yaşlanırsam, o zaman üzerime çullanmazlar mı nefretleriyle?
Hadi be, nerede sizde o yürek! İşitiliyor cinstaşlarım, erkek bu erkek! Motivasyonum tembellikten mi geliyor dediniz, buna ne cürret! Eşitlik mi dediniz, hak mı dediniz, yer mi lan bunu bu millet!
Kurunun yanında biraz yaş da mı yanmış, ne olmuş? Hadi be, Remzi’nin kızına da mı aybolmuş? Ah be, yazık… Keşke yapmasaymış, düşmanların içinde kaybolmuş.
Ama bu alem cehennem, sönmez iki damla gözyaşıyla. Benim olmayacaksa zaten yansın, bitsin be bu dünya. Bozulacak düzenimiz, aklınıza yatar mı? Yetişin! Marjinal var! Yakalayın! Mala kastediyorlar.
Ne oldu, zamanım mı daraldı? Dün babamdan aldığım, bugün elimden çalındı.
Ama bilin ki elindekini ölmeden vermeyendir erkek! Ve haksız öldüğümü kimse benden işitmeyecek.
Arkada bırakarak, yolları ayırarak, alışkanlıklardan koparak geçen 35 sene. Hiçbir not bırakmadan, unutmamak için not almayı unutmadan ve hep bir sonrakinde her şeyin kendiliğinden, tabiatı gereği iyi olacağını farz ederek yürüdüm tam 35 sene.
Hızlı hızlı gittiğim evlere hemen de girmeyerek, arka sokaklara da göz atmadan duramayarak, evimin koltuğunda misafirlerimi uyutup kendimi dışarı atarak ve sevdiğim insanları yataklarda yalnız bırakarak geçirdim hayatımı. Yine olsa belki yine yaparım.
La Grande Bellezza
Buyrun oturun canlarım, oturup biraz soluklanalım.
Kararların arkasında kalmanın yoruculuğu, kendini kabul etmenin zorluğuna mı eşit ne? Aklından geçen biri gibi olmak isterken ve her gördüğün şey, aklındaki kelimeleri bir bir değiştirirken ne yapacaksın? Her Allah’ın günü yeniden keşfetmek istiyor musun gerçekten kendini? Oysa bir yerde durmayacaksak, gitmenin de anlamı neydi ki?
Hayat değersiz, bu bir geçektir ve mana anlıktır. Kalbimizin söyledikleri belki gerçek değildir ama vardır, oradadır. Ve aklımız mutsuzluğa çıkan yollarda her zaman bir adım daha öndedir.
Ne istediğini bilmezsin ama ne istemediğini bilecek kadar denemişsen hâlihazırda, gel biraz uzan şöyle koltuğuma. Evini, arkadaşlarını ve günlerini sahiplen, hayatın ücretsiz versiyonu sona erdi. Sınırlı sürümlerden ve reklamlardan sıkıldın mı? Biraz da bedel ödemen gerekiyor şimdi. Bir karar ver, girmek bedavaydı diye daha nerelerde belaya sokacaksın başını?
Yarım saat hayallerinden bahsedemiyor, anıları sızdırırıyorsan cümlelerine ve de o dertlilik hâli dürtüyorsa içerlerden durmadan, koltuğum seni bekliyor.
La Grande Bellezza
Genellikle denizlere inerdi yollar ama son köşeyi döndüm ve karşıma liman çıktı. Manzarası biraz bozuk, içerisi biraz dağınıktı ama ne güzel şeydi delikleri birer birer kapatmak ve yelkeni yırtılmışın limanı olmak.
En değer verdiklerine, istemedikleri şeylere hayır diyebilecek güvenli ortamı sunmak. Artık korkmaları gerekmediğini, sonsuz arayışlarını burada duraklatabileceklerini hissettirmek. Dur arkadaşım artık gitmene gerek yok. Bak buranın manzarası bir hayat büyütmek için ne kadar da güzel. Bir sonraki kararına kadar burada kalabilirsin. Bak bu koltuk benimdir ve benim olan da senindir.
35 yıl yürüdüm ve yolun sonu bu koltuğa çıktı, ne garip. Verdiğim her yanlış karar hayatıma renk kattı, dostlarımla oturduk ve güldük güzel hatalara.
35 yıl yürüdüm ve dedim ki, ne kadar da güzel bir yere geldim.
Hey dedim, bir es vermedi
Kendimden müsade istedim
Vazgeçtim ama dünya benim
Nefes al, gör olan biteni
Sonsuzu saysam biter mi
Harap olur, inan ki üzersin
Ah, kapa gözünü şimdi
Sabah yine acını çekersin
Bildiğim dünya değilmiş, ben öyle gerçeğe serilmiş
Bildiğim dünya değilmiş, ben öyle gerçeğe serilmiş
Geçtim kendimden, elimdeki bitmeden
Duyduklarım ayrıldı gördüğümden
Akşamın sarısı geliyordu günüşten
Sesler benden sesler içerden
Doldu rüzgârın hissi içime
Taşıyordu üzerinde sebepsiz gerçeği
Kucakladım o an karşımdan geleni
Rahatladı içimdeki maymun genim
Aklımı saldım, düşman değil arkadaşım
Aklımı saldım, düşman değil ki arkadaşım
Eve döndüm kendimi gördüm
Yere senden bir şeyler döküldü
Gizler daha gerçek
Sözler yarım ağız, ben daha üzgün
Gece yalnız yanıma döndüm
Biraz takıldım sonra çözdüm
Meğer derdimmiş dün
Tahminimdi, gerçeğe büründü
Vazgeçmiştim ama şimdi
Elim kolum bazen kilitli
Hatırlarım
Eski yokluklarım şimdi zengin
İstemeden olsa da uzak
Sana benden bir şey kalmayacak
Aradıkların
Değil ki bulamadığın
İçin sana bi’ şey mi diyor bak
Düşe kalka, yolu bulsam
Sonu görsem, bi’ şekilde
Ner’de, ner’de, ner’de, ner’de
Bütün hayallerim oldu
Pembe, bi’ de bilince
Hayatın ipi kimde
Ben de, ben de, ben de, ben de
Çekiyorum bazen
Ah parasıyla alınca
Hayal 3 taksitle
Böyle, böyle, böyle, böyle
Geçiyorum inan ki
Kendimden, bi’ şey versem
Geri döner mi, üç deyince
Olmaz, olmaz, olmaz, olmaz
Bu işin başka bir yolu mu var?
Dedi atla uçağa
Parası bizden sen varınca
İş boktu aslında
Ama diyordu uzaklarda...
Boşalttım evi, sattım motoru
Dedim bundan iyi fırsat olur mu
Gittim havaalananına
Dönerim dedim tadı kaçınca
Günler geçti hızla
Anılar ayakkabı kutusunda
Dede çıktı canlı yayına
Euro tırmandı reklam arasında
Dedim şimdi ben ne edeyim
Darmadağan oldu her şeyim
Sıkış sıkış içim bedenim
Çıksın diye beklerim dedeyi
Barlar burada güzel ama
Arkadaşlarım orada, düştü aklıma
Sokaklar belki özgür ama
Bostancı çıkmıyor aklımdan
Ne işimdi ne de gücüm
Şimdi kaçıyorum götüm götüm
Elimde butik bira
Ağlıyorum Yeni Rakı reklamına
Dur dede, biraz dinle
Otur, soluklan ve dinlen
Şu uğraşına bi’ bak
Alamıyorsun anından tat
Arkadaş da kalınır
Bilince ayrılık zamanı
Sorun bir tek sende değil
Bunlar hep hard kapitalizm
Elon Musk giderken marsa
Ben kaçıyorum yan kıtaya
Burada içme, parkta gezme
Ee ben ne yapayım, her yer nargile
Elimde butik bira
Ağlıyorum Yeni Rakı reklamına
Bisikletler kurduğumuz bütün sistemi yavaş yavaş yok ediyor. Sağ şeritleri, toplu taşıma araçlarımızı ve hatta ölümümüzü yavaş yavaş yavaşlattıkları gibi.
Buradan herkese açık bir çağrı yapacağım, gidin ve kendinize bir araba alın. Araba almak öyle kötü bir şey değildir, hatta biraz aktivizimdir, kendini keşfetmektir. Öfkenizi nasıl kontrol altına alacağınızı öğretir ve sizi uzakdoğu savunma sporları öğrenmek konusunda teşfik eder. Üstelik bunun için aylarca Hindistan’a doğru pedal çevirmenize de gerek yoktur. Araba pedalı ile bisiklet pedalı arasındaki en büyük fark nedir biliyor musunuz? Birini kullandığınızda -tüm diğer icatlarımız gibi- işimiz kendiliğinden hâllolur ve sıkı durun… Evet, kolayca ilerlemeye başlarsınız, hem de terlemeden!
Daha önemlisi toplum için faydalıdır. Arabanıza yaptırdığınız sigorta, toplumun garantörü olan sigorta şirketlerini geliştirir. Sigortacılığın gelişmesine yatırım yapmış olursunuz. Sigortacılığı hâlâ önemsiz bulan var mı aranızda? Kaybettiğin şeyleri hatırla ve yeniden düşün. Sigortalara çok para verirseniz, sigorta şirketleri sizden 3-5 kuruş tırlaklamak uğraşından çıkar, yüksek sermayeleri ile finans yatırımı yapmaya başlarlar ve böylece bir gün, başımıza bir şey geldiğinde, bize vaad ettikleri paraları ödeyebilirler.
Artık üzerinizdeki şu cimriliği atın. Bu cimrilikle insan ölemez bile. Otoyola, köprüye biraz para ödeyin artık. Geçmediğinizde zaten ödüyorsunuz, üzerine biraz daha koyun efil efil geçin köprülerden. Yoksa kim ödüyor? Ben tabii ki. Bir insanın üzerine bu kadar gelmeye kimsenin hakkı yok. Gelecekseniz de arabayla gelin.
Buradan çıkışta hemen gidin, bir araba alın ve burada aldığınız alkolle çevirmeye yakalanın. Bir ülkenin vergilerden hemen sonraki en büyük gelir kaynağıdır cezalardır. Ceza yediğine hâlâ şaşıran biri var mı çevrenizde, asla yok. Neden? Birincisi araba kullanmayı hiç bilmiyoruz, ikincisi azıcık nakite sıkışmıştır ülke, ne var yani, herkesin başına gelebilir. Bu ülkeyi galiba acilen sigortalatmak lazım.
Petrol dünyanın hâlâ en büyük sorunlarından biri, aşamıyoruz bir türlü. Ve bilin neden aşamıyoruz bu sorunu… Çünkü bisiklet kullanan benciller var aramızda. Petrol sorunu bitmiyor çünkü petrol bir türlü bitmiyor. Artık anlamalıyız ki konu teknolojik gelişim falan değil. Götüm götüm bitirmeye çalışıyorlar petrolü. Buzdolabındaki reçel kavanozu gibi düşüneceğiz bu sorunu. Kavanozu artık temizlemek ve kaldırmak mı istiyoruz? O zaman o reçelin bitmesi lazım. Elimizi taşın altına koyma vakti geldi. Bunu geleceğimiz için yapmalıyız.
Motosiklet kullanan var mı aramızda? İyi başlangıç ama daha çok çalışmanız lazım.
Hey bisikletliler. Ben her gün biraz daha kanser olurken sizin güzel bacaklarla ortalıklarda gezmeniz beni çok yoruyor. Bisiklet sürmek yorucu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, asıl zorluk taş bedenlilerle aynı ortamlarda takılmaktır. Trafikte sıkışmış arabamda herkes gibi Instagtram’a giriyorum ve o vücutlar beni oldukça yoruyor.
Bir de “Ben yürüyorum ya…”cılar var. Onların buraya gelmeden, kapının önünde ucuz bira atıp girenler olduğuna yemin edebilirim. Kim gelmeden bira içti? Yürüyerek geldiniz değil mi? İnsanlığın katilisiniz. Tebrikler.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.