Keşke Benim Başıma da Gelse

Gerisi Hikâye
Kar çökerken şehre, kirli İstanbul’u ne zamandır beyaz görmediğini hatırladı Tanrı. Zamanda minik bir kırılma yaratmayı umursamadan -nasılsa İstanbul curcunasında kimse anlamazdı- bir hışımla İstanbul sokaklarına tebdili kıyafet indi.
İki adım atamadı ki karşısına yirmili yaşlarının ortasında, güzel bir kadın çıktı. Gözünde haklı olduğu açıkça belli olan bir kızgınlık ve düşüncelerinde kendi başına idare etmiş olmanın gururu vardı.
“Bana bi’ sözün vardı, sana inanmıştım.” dedi kadın ve Tanrı onun kim olduğunu hatırlamaya çalışarak geçirdi cevap vermesi gereken süreyi.
“Bana en son ne zaman cevap verdiğini bile hatırlamıyorum. Neler yaptın?” diye sordu kadın ve Tanrı, bu sefer de ilk defa söylenmek yerine kendisine hatırını soran birini gördüğünden sustu.
“Sen bu kafayla zor büyürsün demiştin bana ama bak karşında senin bile kendine saygı duyacağın güzellikle bir kadın var. Ne güzel yaratmışım diye gurur duydun mu?”
Tanrı bu şımarıklıkla bezenmiş haklı bakışları bir anda hatırladı. Yıllara dayanan sorumsuzluğunu bir iki geçiştirme cümlesi ile atlatmaya çalıştı

“Büyüyemezsin dememiştim aslında. Asla istediğin yaşta olamazsın dedim.” kelimeleri dökülüverdi ağzından…

Kör gözle attığı kuru sıkı nasıl olduysa hedefi on ikiden vurmuştu. Belki de ilk defa haklıydı. Ne yazık ki son haklılığı bu olmayacaktı.
why-we-won-t-be-seeing-time-travel-in-rick-and-morty
Rick and Morty

Sen Şimdi Kararlı Kararlı Yürüyorsundur Sokakta.

Gerisi Hikâye

Ne idüğü belirsiz bir takibin ortasındaki halka olarak, ne nereye gidebileceğimi seçebiliyor ne de kovalamaktan (ya da kaçmaktan) vazgeçip durabiliyordum. Önümde elinde saksı ile -galiba benden- kaçan, arkamdakinin elindeki su şişesi değil… Hoş, neden bu konumda olduğuma dair hiç bir fikrim yok ama belki de delicesine koşmaktan hastalıklı bir zevk alacağım şahane bi aksiyonun dibindeyim.

Hatırlamadığım için sadece söylenmekle yetiniyorum. İnsanlar bir nefes alma terapisi yaparlar sıklıkla söylenirken. Koca dünyaya saldığım küçücük nefes, o kadar da büyük bir yük değildir umarım.

Ve belki bir at.

Köşeyi görene kadar koşarım. Gerisi kaldırım taşları kerim

.

“CIK.” Bile Diyemediğin Anlar Silsilesi ve Dönmeye Devam Eden Yeryüzü

Gerisi Hikâye

[ACT 1]

“Rahat mısın?”

Rahat olmam için hiçbir neden yoktu. Ellerimde 5 yıldır orada burada denediğim ama bir tur döndüremediğim lobutlar var. Radyo çalan şarkıyı 1 haftada tam 32 kez tekrarladı. Bir de ilk çalışı 33. Ben tam sayıyı bilecek kadar takıntılıyım. Koltuğun köşesinde duran kül, bana sigara içilmez denilen evde zaman zaman kuralların yıkıldığını anlatıyor… Ve ben sigara içmek için cama gitmek zorundayım. 7 saat önce bin 1 “şiiişt!”lerle geçtiğim sokağa bakan pencereye. Fiziksel olarak dibimdeki yabancılarla iletişime geçmememin ayıp, selam vermemin saçma olduğu yere çıkmam gerekiyor. Işık geçirsin diye icat edilmiş ama ne yazık ki sesi de geçiren, bu sebeple gece müziği kıstıran, sabah yataktan küfürlerle kaldıran, gürültü savaşları silah tacirine…

Kahvaltı?”

Üzerinde gömleğim olsa 10 yıl sonra hâlâ sevgilim olan ve ilk gecemizi yeni atlattığım kadın soruyor zannederdim. Neyse ki öyle kolay kolay gömlek giymem. Yine de çıplak bacakları ve yukarısına, yeni aldığım ve üst üste giymekten şimdiden eskimiş t-shirt’üm çok yakışmış.

Ne zaman gidiyorsun?”

İşte beklediğim, özlediğim soru. Yanılmıyorsam kibarca evden atılıyorum. Hoş, neden daha çıkmamış olduğumu bilmiyorum zaten. Çıkamamış diye düzeltsem olur belki de. Bu evde olup da kendi evimde olmayan ne var ki zaten? Burası biraz daha az stresli o kadar. Ne yani sırf benim evimden daha eksik bir yer diye, burada biraz daha mı kalmam gerekecek şimdi… Başım dönüyor.

Müziği değiştirebilir misin?”

Kaset bitti sesi gibi kapattım kapıyı dışarıdan. Ve hâlâ o evi neyin aydınlattığını düşünüyordum. 10 dakika daha erken ayılabilseydim belki de bir cevap bulmuş olabilirdim. Ama şu an dünyamızı aydınlatan şeyin daha da parlak bir hâl almasından korkarak gidiyorum.

Ya aslında… Diyorum ki…”

İşte o cümleyi hiç duymadım. Sadece her çıktığım evden acaba arkamdan denilmiş midir diye düşünüyorum. Ben duruyorum. Altımda yol kayıyor galiba çünkü öbür türlü olsa kesin düşerdim. Çocukluğumdan beri hiç düşmedim. Belki de zamanı gelip gelmediğini düşünmeliyim. Bunu düşünüp düşünmeyeceğimi önce kafamın içinde bir sorgulamalıyım.

Sağımda belediyenin bahçesi var. Kötü bir şey ise düşmek, elbet oradan biri bana yardım eder…

[ACT 2]

Featured image

Bağlanma Sorunlarım Var

Gerisi Hikâye

“Allah’ını seviyorsan geri ver.” dedi ancak benim bu komutu yerine getirmek için herhangi bir sebebim yoktu.  Neden yoktu, o sorun değil de, “Yok ya vermem.” diyecek yüzüm de üstümde değildi ne yazık ki. Nereden baksam haklıydı. O kadar okur o kadar hayal kurardı ki haklı olsam bile bu tartışmayı kazanacaktı. Seçenekleri düşündüm. Neyse ki pek bir şey gelmedi aklıma da karşısında mal gibi kalakalmış olmadım. Elimdekine şöyle bir baktım üzülmüş gibi. Bir an vereceğimi sandı, yumuşadı. Tam bir yabanilik örneği sergileyerek havaya atar gibi yaptım. Kafasını -yüzündeki ebleh ifade ile beraber- hafifçe yukarı kaldırır kaldırmaz, beden dersinde öğrendiğim denge tekniklerini kullanarak tüm hızımla kaçtım.

Görsel

Eve geldiğimde heyecandan ellerimin terlemiş ve aptal şeyin bütün kırmızısının elime akmış olduğunu fark ettim. İşte çocukluk aşkım böyle sona erdi.

Not: Tanışalı 2 (iki) gün olmuştu.

Kontrol Noktasında Unutulacaklar Listesi

Şiir

Nasıl olacak bilemedik ya ondan doğru dürüst Hoşça kal! bile diyemedim.
O kadar çok vedalaşan vardı
ve o kadar çok yarın görüşürüz deniliyordu ki
bir daha ne kadar görüşeceğimizi bile bilmiyorken
öylesine, her gün oluyormuş gibi ellerimizi ellerimizden çekip gittik.
Önce çok fark etmedim belki de. Bilemiyorum.
Ama sonraları gidişini hep hatırlattım kendime var olduğunu unutmayayım diye.
Şimdiden O kadar çok şey unutulmuş
ve acaba ne kadar çok şey unutla beklenilecek.

Sırf kokun çıkmasın diye her sabah topladığım yatağımın yanındaki, içindeki,
ardındaki, üstündeki, başındaki ve hatta ayak ucundaki dağınıklık…
Kokun gibi yok olup gidecek.

Bilinmez Köşe

Şiir

Sen o köşeyi yine döneceksin ama o köşe çok ıssız bir o kadar da korkutucu.
Benim için çok zor bir ihtimal, başkası olsa hayatta dolanmaz o köşeyi ölümle işi yoksa.
Rüzgâr bile esecekse kesen sokakta,
şöyle kafasını çevirip de öte yanına bakmaz o köşenin gözünü yumar da öyle eser.
Sokaktan kova kova yağmur suyu aksa bir damlası sonuna gelmez sokağın,
ya bir bahçeye kıvrılıverir ya da dipsiz bir rögara.
Kırk yılda bir bir araba geçer o da bin küfür,
tekerlekleri çamurun içerisinde bir kabus resmi bırakır da öyle gider.
Sen yine istiyorsan dön o köşeyi ama senin ağaçlar bile düşmandırlar orada.
Dallarını izinsiz kesmişler ya hepten düşürmüşler gölgelerini o lanet köşeye.
Kesilen dalların üzerinde yuvası olan kuşlar vardı ya sen aşağılardan keserdin gözlerinle.
Hah o kuşlar o köşeye tekrar ev yapacaklarına Afrika’ya göçtüler arkalarına bakmadan
Bir tek sen.
O çamurlu,
o prenses,
o havalı yürüyüşünle.
Bir tek sen karanlıkta insanın içini aydınlatan mırıltılı sesinle.
Bir tek sen uzamış tüylerin kapanmış gözlerin,
bir sen miyavlayarak dönersin o köşeyi.
Ağaçlara inat.
Bize, korkumuza inat,
sırtını yavaşça sürtüverirsin köşeye.
Ağaçlara patini atar törpülersin tırnaklarını kabuklarında.
Ben hafiften korkarak seslenirim sana
Yemek var sanırsın koşarsın.
Bense seni senden daha çok tanıyormuşçasına
Seni o köşeden almanın ne kadar önemli olduğunu düşünürüm.
Daha ciddi bulurum yemek yemenden.
İnsan değil miyim işte illa yapacağım şeyi büyütürüm.
Korkularımı büyüttüğüm gibi.

Git!miyor.

Şiir

Gitmeyeceği tutmuş.
Hayatımın en olmadık, en sevilmeyecek anında ortada durası gelmiş.
Uykuya doymuş bedenimde kanım bile yavaşlamış.
Radyolar daha da bir huysuzlaşmış sanki.
Kadınların sesleri kemanların seslerinden de ağır.
Dedim ya, gitmeyeceği tutmuş.
Biraz gezinesi biraz soluk alası gelmiş.
Ortalık dağınık
Onun da dağınıklıkta süzülesi gelmiş.
Kolumun mu üzerine oturmuş yoksa yatağa mı uzanmış…
Anlayamıyorum.
Kolumu kaldırıp yatağımı toplayamıyorum.
Huysuzca homurdanıp rahatsızlığımı belli ediyorum.
Sert hareketlerle küllüğümü boşaltıyorum.
Ne ayıp!
Gidecek gibi oluyor. Vazgeçiyor.
Gerçekten de gitmeyeceği tutmuş.
Sırtım adeta kamburlaştı.
Ayakta durmaya çalışmak acı veriyor.
Zaten her yerim ağrıyor.
Gökyüzü bir türlü aydınlanmıyor.
Güneş varsa bile benim camıma ulaşıp boynuma sarılmıyor.
Sonbahar gri taşlara yapışmış.
Günün hangi saatindeyiz belli olmuyor.
Saatler kaldırımlarda gizleniyor.
Benim acelem yok.
Zaten zamanın da gitmeyeceği tutmuş.
Bir türlü akşam da olmuyor.
Üst üste saatlere bakıyorum.
Hayat adeta akmıyor.
Sokak ıssız. Ben suskun.
Şöyle aklıma iyi bir şarkı gelse bari diyorum.
Radyo şiir okumaya karar veriyor.

Zaman kararlı hiçbir yere gitmiyor.

Uzay Boşluğu Kadar Sessiziz Onun İçin

Şiir

Çalışmayan sokak lambasının altından söylenerek geçiyorsun.
Çocuğun yine kendi gelmemiş,
şimdi eve senin önünde oyuna doyamamış, seke seke dönecek.
Yol boyunca yine pek de iyi bir çocuk olmadığını duyacak
ve yine eve gidene kadar senin söylediklerini duymamayı başarıp,
sokağa yeni gelmiş cılız sokak hayvanını fark edebilecek.
Sen kızgın olduğunu söyleyeceksin telaşlanmadığını saklayarak.
O üzülmediğini özür dilerken gizlemeye çalışacak.
Ben bahçemdeki asmaları yolmasalardı diye düşüneceğim dudaklarım düşük.
Sen komşuların şikayetlerinden bahsedeceksin.
O yeni komşunun uzaktan gördüğü çocuğunun yaşını düşünecek.
Ben eskiden kendimin de o üzüm asmasında oynadığımı.
Biz geçmişi yaşayacağız o geleceği.
Biz olmuşla ilgileneceğiz o yarın yapacaklarıyla.
Ve biz çocuğun arkasını toplayacağız.
Başka bir şans da bırakmayacak zaten bize.
Gel biz de bugünlerden bahsedelim.
Sokağımızda bu sene boy veren çam ağacından,
çocuğunun tatlılığından bahsedelim poğaçalarımızı yerken.
Hem zaten komşuluk da ölmemişken daha.

Hiç Bilmeyecekler

Şiir

Kravatlar takıldı şömine oldu eski ocaklar.
Nice şatolar ısındı eskiden simitlerinin piştiği odunlarınla.
Sen kaldırımın bekçisi simidin seyyar çığırtkanı…
Camekânlı yeni ahşap kaplamalı balkonlara ayak uyduramadığından beri,
beriki evlerin eski beyefendileri sana düşman oldular.
Geçmişlerine duydukları özlemlerinin Ayhan Işık sesli jönü sen değilmişsin gibi,
yenilediler balkonlarının ahşaplarını sen duyulma diye.
Şehir gürültüsü diye andılar seni arabalarında yolculuk ederken.
Televizyonlar senden bahsetti.
Salonlardaki kutunun camlarına çıkıp
Dün’darlar bugünü anlattılar elinde, evinde.
Senin de çevreni onlar sarmamışlar gibi
kirletiliyoruz dediler senin çevren kirli diye.
Simitlerin kokusunu martılar alamasın diye kapat camlarla dediler.
Kendileri sürükleyebilsinler diye martıları vapurlarla camekân binalarına.
Kaba buldular oralarda seni bir kaba su dökememekle
Hâlbuki en centilmenleri de sendin
Ne yalan söyleyeyim en iyi küfür eden de.